Youtube/mp3 Dönüştürücülerine Google Darbesi

1

İlk başta video paylaşım sitesi olarak hayata gözlerini açan YouTube, sonradan ulaştığı olağanüstü popülerlik sayesinde müzik dinleyicilerinin de bir numaralı kaynağı haline geldi. Grooveshark, Soundcloud ve Myspace gibi özellikle müzik paylaşımı için kurulmuş olan platformlar veya medar-ı iftiharımız Fizy gibi müzik odaklı arama motorları dururken, dinleyicilerin büyük bölümü müzik dinlemek için yine YouTube’u kullanmaya devam etti.

Bu popülerlik bir sonuç daha doğurdu: Herkes elindeki müzik koleksiyonunu  video haline getirip YouTube’a yüklemeye başladı. Mutlaka denk gelmişsinizdir: Kimi zaman parçayı söyleyen sanatçının/grubun tek bir fotoğrafı, kimi zaman videoyu hazırlayanın kendi zevkine göre seçtiği ve slide show mantığında değişen görüntülerden oluşan, ev yapımı video kliplerdi bunlar.

Dünyanın dört bir yanındaki insanlar müzik koleksiyonlarını kedi-köpek fotoğraflarına senkronlayıp YouTube’a yükledikçe, internette başka hiçbir yerde bulunmayan müzikleri YouTube’da bulmak mümkün hale geldi. Bu durum YouTube’un müzik konusundaki gücünü perçinledi.

Peki ama ya YouTube’da bulup beğendiğiniz bir parçayı internete bağlı değilken de dinlemek isterseniz? Ya da internete kotayla bağlanıyorsanız ve parçayı her dinleyişinizde kotanızdan gitmesini istemiyorsanız?

Philip Bizi Kurtardı, Philip’i Kim Kurtaracak?

Philip Matesanz, Almanya’da bilgisayar mühendisliği alanında eğitim alan 21 yaşındaki bir öğrenci. 2009 yılında youtube-mp3.org adındaki web sitesini kurmuş. Sitenin çok basit bir arayüzü var; ses dosyasını edinmek istediğiniz YouTube videosunun linkini verip bir düğmeye basıyorsunuz, sunucular saniyeler içerisinde videonun sesini kaydediyor, mp3 dosyasına dönüştürüyor, sonra o dosyayı bilgisayarınıza indirebileceğiniz bir link veriyor size. Sizin dosyayı indirmeniz de dahil olmak üzere işlemin tamamı bir dakikadan kısa sürüyor.

Bu işlem ücretsiz. Philip siteye aldığı reklamlardan gelir elde ediyormuş. Reklamlar da, kaderin cilvesine bakın ki, Google’ın reklam altyapısı olan Google Ads’den geliyor.

YouTube’u 2006 yılında satın alan Google, YouTube içeriğinin bu şekilde kaydedilmesinden pek hoşlanmamış olacak ki geçen Haziran ayında (2012) Philip’e bir ihbarname göndererek bir hafta içinde faaliyetine son vermesini istemiş. Philip pek oralı olmayınca onun sunucularının YouTube’a erişimini engellemeye başlamış. Artık bu siteyi kullanmak istediğinizde “Google bu videoyu dönüştürmenizi istemiyor” diye çevirebileceğim bir mesajla karşılaşıyorsunuz:

Philip de oturup bir dilekçe yazmış. Tam mp3’ünüze ulaşamamanın verdiği mahsunluğu yaşarken link önünüze konuyor ve “Dilekçeyi imzalayın ki fikirlerini değiştirsinler” deniyor. Bu yazıyı yazdığım sırada imza sayısı 2 milyonu geçmiş durumdaydı. İki tarafın çıkarlarının çatıştığı noktalarda bu tür imza toplama girişimleri “biz daha kalabalığız, döveriz” türünden bir güç gösterisine dönüşebildiği için bana itici geliyor. Amaç  kalabalık olan tarafın istediğini yaptırması değil, kimsenin hakkı zedelenmeden özgürlüklerin kullanılması olduğu için sayıların çok da fazla bir değeri yok. Bu noktada her iki tarafın da tezleri kendine göre sağlam temellere oturuyor, o yüzden herkesi memnun edecek bir çözüm bulmak kolay değil, her zamanki gibi.

Kendimi Pek De Şanslı Hissetmiyorum

Google’ın uğradığı kaybın birkaç farklı boyutu var. Ama bunların hepsinin ortak paydası, kullanıcıların bir kez mp3 dosyasını aldıktan sonra artık YouTube’daki orijinal videoya itibar etmemeleri. Öncelikle, YouTube videolarında çıkan reklamlar, Google’ın reklam altyapısıyla entegre biçimde çalışıyor ve Google’ın buradan elde ettiği ciddi bir gelir var. YouTube’a daha az ziyaretçinin gelmesi, reklamların daha az tıklanması anlamına geliyor. İkincisi, mp3 bulunca ziyaretçilerin “bize müsaade” demeleri, videoların izlenme sayılarına ilişkin verileri de etkiliyor. Algoritma en baştan içeriğin popülerlik derecesini izlenme sayısıyla ölçecek biçimde ayarlandığı için hesaplar şaşmaya başlıyor. Üçüncüsü, izleme sayıları düşünce içerik yükleyenlerin gelirleri de azalıyor. Bu da YouTube’un cazibesini ve özgün içerik üretenlerin motivasyonunu etkileyebilir (ben yine Cubase eğitim videoları eklemeye devam ederim tabii). Dördüncüsü, dinleyicilerin mp3’lerini bu yolla temin etmeleri, Google’ın geçen sene iTunes’a rakip olarak  başlattığı Google Music’in satışlarını da olumsuz yönde etkilemeye aday.

Philip’in Dilekçesi

Tarih tekerrürden mi ibaret?

Fikri mülkiyet hakları konusundaki tavrım katı olduğu için “Google haklı” derken, Philip’in dilekçesini okudum. Olabilecek en güzel noktadan yaklaşmış konuya: “Eskiden insanlar radyoda çalan müziği kasete kaydederlerdi, televizyon programlarını videoya kaydederlerdi” diyor. Adil kullanım (fair use) kavramı çerçevesinde, kişinin kendi kullanımı için çıkardığı tek bir kopya onun en doğal hakkı sayılırdı. Diyelim ki bir plak aldınız, arabada pikap kullanamayacağınıza göre o plaktan kasete kayıt yapıp arabadaki teybinizde gönül rahatlığıyla dinleyebilirdiniz. Philip bugün kendisinin yaptığı uygulamayı da üç aşağı beş yukarı bununla kıyaslıyor ki çok da yersiz bir argüman değil. Radyoda çalınan bir şarkıyı kasete kaydetmek ile YouTube’daki bir parçayı bu yolla mp3 dosyasına çevirmek arasında gerçekten de fazla fark yok.

“Müzik endüstrisi o zamanlar da insanların kasete kayıt yapmalarını engellemeye çalışıyordu” diyor Philip, “aynen bugün bize engel olmaya çalıştıkları gibi”. Gerçekten de, müzik endüstrisinin önde gelen kuruluşları 80’lerde “Radyodan kaydetmeyin, gidin albümü satın alın. Yoksa müzisyenler aç kalır” diye  özetleyebileceğim bir kampanya başlatmışlardı. Kampanyanın işe yarayıp yaramadığı tartışılır, ama “evde yemek pişirmek restoran sektörünü öldürüyor” ve benzeri çeşitlemelerden oluşan kendi alt mizah kategorisini yarattığı kesin. Hatta bu espriler kamu belleğinde öylesine yer etmiş durumda ki, bugün bile Pirate Bay’in logosunda, 80’lerdeki kampanyanın yandaki afişinde kullanılan “kaset ve kemik” temasını görmek mümkün.

Peki Şimdi Ne Olacak?

Ok yaydan çıkmış durumda. Philip’in sitesinin sayısız miktarda benzeri/rakibi/taklidi var (halen çalışır durumda olan flvto.com bunlardan biri mesela; üstelik arayüzü Philip’inkine göre çok daha sempatik ve ürettiği mp3 dosyalarının kalitesi daha yüksek). Dolayısıyla Google Philip’i mahkemeye verse (henüz vermemiş) ve siteyi kapattırsa dahi konu kapanmayacak. Bir zamanlar dosya paylaşım olayının önüne geçilememesi gibi, bu da önlenemeyen bir (çok özür diliyorum, bayat sözcük alarmı) trend haline gelecek. Dolayısıyla YouTube’un bir taraftan bu kaçınılmaz gidişata nasıl tepki vereceğini de planlaması gerekiyor. Bükemediği eli öpmek ve videoların ses dosyalarını kendi sayfalarından indirmeye açmak geçerli bir çözüm olabilir. Böylelikle en azından izlenme sayısının yanında indirilme sayısı da takip edilmiş olur.

Berklee College of Music mezunu olan Doruk Somunkıran, çalışmalarını İstanbul'da sürdürmektedir. Steinberg ve Avid firmalarının sertifikalı eğitmenidir.
Paylaş

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here