Müzikte Para Kazanma Etiği

0

Bu sektörde kimse hayatından memnun değil. Ve bunun sorumlusu ne meslek birlikleri, ne hükümet politikaları, ne de vahşi kapitalizm. Bunun sorumlusu bizleriz, sektörü oluşturan insanlar.

Sen Kendini Değersizleştirirsen…

Bir süre önce bir arkadaşım bana bir film yapımcısından bahsetti. Yeni bir film projesi üzerinde çalışıyormuş ve müzik arıyormuş. “İsterseniz sizi tanıştırayım, belki birlikte çalışırsınız” dedi. Kabul ettim ve birkaç gün sonra yapımcıyı ofisinde ziyaret ettim.

Yapımcı büyük bir heyecanla film projesini anlattı. Senaryonun ne kadar güçlü olduğundan, kast’ın nasıl bomba olduğundan, bu filmin seyirci kitlesini nasıl yakalayacağından ve başarılı olacağından bahsetti. Sonra benim getirdiğim müzikleri dinledik. Onları da beğendi. Hatta bir tanesini olduğu gibi kullanabileceklerini söyledi. Daha önceden kullanılmamış bir parça olduğu için sakıncası olmadığını söyledim. Hangi sahnede kullanılabileceğine kadar konuştuk.

Derken vücut dili görüşmemizin sona ermek üzere olduğunu işaret etti. Fakat benim açımdan konuşulması gereken önemli konular kalmıştı. Bu iyiye işaret değildi.

“Bütçe konusunu konuşmaya vakit kalmadı sanıyorum ama o konuda da her iki tarafı mutlu edecek bir noktada anlaşabileceğimize eminim” dedim.

Hani bir grup arkadaş tatlı bir sohbet çevirirken aralarından biri kısa bir süreliğine konuşmadan kopar, sonra çok alakasız bir laf eder de herkes “ne dedi bu şimdi?” der gibi birbirine bakar ya, işte öyle bir bakış geldi yüzüne. “Oldu o zaman” dedi, el sıkıştık ayrıldık. Bunun son görüşmemiz olduğunu her ikimiz de biliyorduk.

Görüşmemize aracılık eden arkadaşım sektörün dışında olduğu ve işleyişi bilmediği için ciddiye alıp takip etmiş. Birkaç gün sonra beni aradı ve “Doruk’çuğum üzgünüm seninle çalışamayacaklarmış. Verdiğin teklifin çok pahalı olduğunu söylediler” dedi. Arkadaşım görüşmede bulunmadığı için bilmiyordu tabii ama ben teklif falan vermemiştim; parayla ilgili konuşulan yegane şey yukarıda aktardığım sözlerimden ibaretti.

Belli ki bu yapımcı filmin bütçesini oluştururken müziğe herhangi bir pay ayırmamıştı. Müziği ücretsiz yaptırmayı planlıyordu. Dolayısıyla sıfırın üzerindeki her rakam onun için pahalı olacaktı.

Yazının başlangıcında “suçlu ne meslek birlikleri, ne hükümet politikaları…” diye bir cümle kurdum ya hani, burada suçlu bu yapımcı da değil. Yaptığı şey sanatsal ve etik açıdan en doğrusu olmasa da ekonomik açıdan bir ölçüde kabul edilebilir. Saygı duymasam da anlayabilirim.

Burada asıl suçlu ve sorumlu olan, o işi ücretsiz olarak yapmayı kabul eden müzisyenler. Nitekim film yapıldı ve bir süre sonra gösterime girdi. Gişede inanılmaz rakamlara ulaşmadı ama muhtemelen kâra geçebildi. Kesin bilgiye sahip değilim ama yapımcı o kısa süre içinde hidayete ermediyse, % 99 ihtimalle müzikler için herhangi bir ücret ödenmemiş olmalı.

Hayaller ve Gerçekler

Bu tür işleri ücretsiz ya da çok düşük ücretle yapmayı kabul edenlerin düşüncesi şu: Ben hele bir adımımı eşikten içeri atayım, bir filmde adım geçsin, bunu portfolyoma bir ekleyeyim, ondan sonra para getiren daha ciddi işlere ulaşmam daha kolay olur.

Sorun şu ki işler böyle yürümüyor. Müzisyen aynı ekiple çalıştığı sürece, o “para getirecek daha ciddi iş”lere bir türlü gelinemeyecek. O ekibin müzik için hiçbir zaman bütçesi olmayacak. İşleri büyütseler dahi gelen para başka yerlere gidecek. Çünkü o ekibin işleyiş tarzı, etik ve profesyonellik anlayışı bu. İlk başta ücretsiz çalışmayı kabul eden müzisyen de bir süre sonra isyan ettiğinde ekipten dışlanacak, zira kapının önünde onun birkaç sene önce yaptığı gibi eşikten adımını atmak için ücretsiz çalışmaya hazır bekleyen bir dolu hevesli insan var. Ekip yeni filmlerinde bu yeni insanlarla çalışmaya devam edecek.

Kazanmama Psikolojisi

Ben konuya post prodüksiyon açısından yaklaştım ama benzer sorunlar müzik endüstrisinin her alanında var. Canlı müzik çalınan mekanlarda, reklam sektöründe, albüm yapmında, ve akla gelebilecek tüm diğer alanlarda.

“İlk birkaç işi ücretsiz yaparım, sonra tanındıkça para istemeye başlarım” yaklaşımının iki temel ve ölümcül sakıncası var: Birincisi, işin bireysel boyutu. Piyasada kendinizi nasıl konumlandırdığınız önemli. Bedava çalışan biri kendini bedava çalışan biri olarak konumlandırmış olur. Sürdürülebilir bir yaklaşım değil. İkincisi, işin sektörel boyutu. Bedava yapılan her iş, pastanın biraz daha küçülmesine neden oluyor. Eğer yukarıda bahsettiğim yapımcı müzikleri bedava yaptıracak birini bulamasaydı, mecburen bütçesinden müziğe pay ayırmak zorunda kalacaktı. Sonraki projelerinde de bu kulağına küpe olacaktı. Her yapımcı, her yönetmen “müzik bu projenin çok önemli bir parçası, olmazsa olmazı” der (belki Nuri Bilge Ceylan hariç 🙂 ). Ama bütçeyi oluştururken bu sözün arkasında duran çok az insan tanıdım.

Sonuç olarak birileri bedava çalıştıkça pasta küçülüyor. Kimse bedava çalışmayı kabul etmezse pasta büyüyor. Bu da uzun vadede herkesin lehine olan birşey.

Olması Gereken

ABD’deki durumu iyi bildiğim için oradan örnek vereyim. Diyelim ki bir albüm yapmak istiyorsunuz. Besteleriniz, düzenlemeleriniz hazır, kayıt yapacaksınız. Bir stüdyoyla anlaştınız, bir davulcu bulup onu kaydetmek istiyorsunuz. Müzisyen sendikasına üye olan bir davulcuyla çalışmak zorundasınız. “Bizim arkadaş da iyi çalar, getirelim o çalsın, bir yemek ısmarlarız” diyemiyorsunuz. En başta stüdyo böyle bir şeye izin vermiyor. Zira stüdyo sizden para alacak, karşılığında fatura kesecek. O faturada kayıt yaptık diye beyan edecek. Kayıtta çalan kişinin sendika üyelik numarasını ibraz etmek zorunda. Sistem kaçış noktası bırakmayacak şekilde tasarlanmış.

Sendika üyesiyle çalıştığınız zaman da görüyorsunuz ki, herşey onu ve onun haklarını koruyacak şekilde düşünülmüş. Saatlik ücreti belli (ben orada son iş yaptığımda bu ücret saat başına 45 $ idi. Saatlik asgari ücret, yani ne bileyim McDonalds’da çalışsanız alacağınız saatlik ücret ise 7,5 $ idi). Günce kaç saat çalıştırabileceğiniz belli, bir defada kaç saat kesintisiz çalıştırabileceğiniz belli, ne kadar ara verip dinleneceği belli.

Peki bu ABD’deki sistemi kuran insanlar çok hakkaniyetli oldukları için mi oradaki durum böyle? Hayır değil. Müzisyenlerin bir bütün olarak uyguladıkları uzun süreli bir kamuoyu baskısının ve lobi faaliyetinin sonucu.

Türkiye’de böyle bir şey olabilir mi? Kısa vadede sanmıyorum. Dizi sektöründe çalışanların iki saati geçen haftalık bölüm uzunluklarını protesto etmek ve bu konuda farkındalık yaratmak için yıllardır verdikleri uğraşları hatırlayın. Herkes şikayet eder ama bu tür girişimlere destek vermez. Müzik sektöründe de farklı olacağını düşünmüyorum.

Çare/Çağrı

Ama biz yine de iyimser olalım. Yıllardır öğrencilerime bunu anlatıyorum, onları bilinçlendirdiğimi düşünüyorum. Bilinçlenmek önemli bir ilk adım. Belki bir sendika çatısı altında toplanamayız ama şu kadarını yapabiliriz diye düşünüyorum:

Bu sektörde hepimiz dost olduğumuz kadar rakibiz de. Bu rekabet centilmence olsun. Rekabeti fiyat kırarak ya da ücretsiz çalışarak değil, daha iyisini sunarak yapın. Böylece hem pasta küçülmez, hem kalite artar.

Bana rakip mi olacaksınız? Benden daha iyi müzikler yapın. Daha çok seçenek sunun. Senaryoyu daha iyi okuyun, yönetmeni daha iyi anlayın, izleyiciyi daha iyi çözümleyin. Ne bileyim, stüdyonuzda daha iyi kahve bulundurun (gerçi o konuda pek şansınız yok, kahve konusunda iddialıyım 🙂 )

Mevcut durumun sorumlusu biziz. Çözümü de bizim elimizde.

 

 

Berklee College of Music mezunu olan Doruk Somunkıran, çalışmalarını İstanbul'da sürdürmektedir. Steinberg ve Avid firmalarının sertifikalı eğitmenidir.
Paylaş

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here