Müzik Sektöründe İletişim Kurma Rehberi

8

Müzik sektöründeki en büyük sıkıntılardan biri iletişim sorunu ve çok az insan bunun farkında!

İletişim sorunu hayatın her alanında var. Müzik sektöründe bunu kronik hale getiren şey, çok farklı alanlardan insanları bir araya getirmesi. Tipik bir stüdyo kayıt ortamını düşünün: Yaratıcı tipler (besteci, aranjör, icracı), teknik ekip (kayıt mühendisi ve teknisyenler) ve iş insanları (yapımcı, plak şirketi yetkilisi, reklam ajansı/yapım şirketi sorumlusu) aynı çatı altında. Herkes kendi dilinden konuşuyor ve diğerlerinin terminolojisine vakıf değil. Her kafadan bir ses çıkıyor ve günün sonunda bunlardan tutarlı bir bütün ortaya çıkarılmak zorunda.

Böyle bakınca sorun çözümsüz görünüyor ama biraz farkındalık ve birkaç temel beceriyle iletişimin önündeki engelleri ortadan kaldırmak mümkün. Buyrun başlayalım:

Çok Boyutlu Dinleme

İletişimin birinci adımı dinlemek. Konuşmayı 2 ilâ 3 yaş arasında öğreniyoruz ama dinlemeyi ne zaman öğrendiğimize dair kesin bir veri yok. Bana öyle geliyor ki çoğu insan hiç öğrenemeden bu dünyadan göçüp gidiyor.

Geçen gün yolda yürürken yanımdan bir çift geçti ve şöyle bir konuşmaya kulak misafiri oldum:

Kadın: Aaa bak! Ne güzel çiçekler!
Adam: Zakkum o.

Şimdi burada neyin ters gittiğini anladınız, ama üzerinde biraz duralım. Olan şu: Kadının beyninin sağ tarafıyla kurduğu bir cümleye adam beyninin sol tarafıyla cevap veriyor. Adam kadını dinlemiş mi? Dinlemiş. Verdiği cevap yanlış mı? Teknik olarak yanlış değil. Ama iletişim açısından bakarsak durum pek de iç açıcı değil (tabii eğer gerçekten amaç iletişim kurmaksa. Eğer amacınız karşınızdakini susturmaksa adamın uyguladığı son derece etkili bir yöntem). Bunu bizim sektöre uyarlayacak olursak:

+ Gitar ne kadar güzel duyuluyor, pırıl pırıl bir şelalenin yaz gününde akması gibi…
– 1000 Hertz’i 3 desibel artırdım da o yüzden.
+ … [cırcırböcekleri]

Ya da tam tersi:

+ Sanırım 1000 Hz’i 3 desibel kadar artırmamız gerekiyor.
– Ama bence böyle harika, pırıl pırıl bir şelalenin yaz gününde akması gibi…
+ … [cırcırböcekleri]

Bravo, karşınızdakini susturdunuz.

Bunun ilacı, tam da şu anda “Çok Boyutlu Dinleme” diye isim uydurduğum iletişim becerisini kazanmak. Bunun yolu da biraz empatiden, biraz akıl yürütmeden geçiyor. Örneğin yukarıdaki çifte tekrar dönecek olursak, “doğru cevap” muhtemelen şunlardan biri olabilirdi:

– Evet harika çiçekler! Biz de eve giderken bir sürü çiçek alıp evimizi çiçek bahçesi gibi yapalım.

veya,

– Balayımız için gittiğimiz otelde de böyle çiçekler vardı hatırlıyor musun?

gibi.

Burada önemli olan karşmızdakinin bize söylediği şeylerin sözlük anlamları değil, asıl kastettiği. Tasavvufla ilgilenenler bunu batınî-zahirî ayrımı gibi düşünebilirler. Hukukçular kanunların lafzı ve ruhu gibi düşünebilirler. Kadının sözünün zahirî anlamı (lafzı) zakkum olmakla birlikte, batınî anlamı (ruhu) “bana ne zamandır çiçek almadın” olabilir mesela.

Bir süre önce bir reklam müziği üzerinde çalışıyordum. Ajanstan yetkili bir kadına parçanın taslak halini dinletmem gerekti. Dinledikten sonra kadın şöyle dedi:

– Tam olarak nasıl ifade edebileceğimi bilemiyorum ama bu bana… biraz… nasıl desem… kahverengi geldi.

Bu çok normal. Kadın reklam ajansında çalışıyor ve müzik terminolojisine vakıf değil. Olması da gerekmiyor zaten. O benim işim. Fakat işimi yapabilmem için ne dediğini anlamam da şart. Şöyle dedim:

– Siz kırmızı tonları mı düşünmüştünüz?

Kadın bir şaşkınlık kahkahası attı. Bu kahkahalar iyidir, buzları çözer. Sonra anında ciddileşti ve cevapladı:

– Turuncu.

Şimdi bir yerlere geliyoruz. O hiç hakim olmadığı bir alanda kendini ifade etmeye çalışıyor, ben de onu anlamaya. Takım çalışması tam da bu değil mi?

Kahkahaların bana kazandırdığı süre içinde düşündüm: Kahverengi? Karışık bir renk. Temel renk değil. Temel renklerden kolayca elde edilebilecek bir renk de değil. Eğer renkler konusunda uzman değilseniz, neyle neyi karıştırıp kahverengi elde edebileceğinizi bilemezsiniz. Kahverengi karışık bir renk. Denedim:

– Gayet iyi anlıyorum. Siz dinlediğimiz bu müziği karışık buldunuz. Bu gayet normal. Çünkü daha mikslenmedi. Yani daha yeni taşınılmış bir ev gibi. Her yerde koliler var, öyle düşünün. Hiçbir şey yerli yerinde değil. Yarın mikslenmiş halini dinlediğinizde turuncu olacağına eminim.

Anlaşılmak kadar insanı mutlu eden çok az şey vardır. Karşınızdakini anlamak için çaba gösterirseniz bunun karşılığını fazlasıyla alırsınız. İş hayatınızda (ve aslında hayatınızın her alanında) sahip olabileceğiniz en önemli becerilerden biri budur.

Yukarıdaki olayı anlatırken kendimi övdüğüm düşünülmesin. “Çok Boyutlu Dinleme” diye isimlendirdiğim şey her insanın kendi kendine öğrenebileceği ve geliştirebileceği bir şey. İstemeniz, farkında olmanız ve kendinize hatırlatmanız yeterli.

Aktif Dinleme

Bunu ben uydurmadım. Bu epeydir konuşulan bir yöntem. Dünyanın en iyi dinleyicisi dahi olsanız, karşınızdakine bunu hissettirmediğiniz sürece iletişimi ileri taşımak anlamında pek faydası olmuyor. Onu aşmanın yolu da yukarıda Çok Boyutlu Dinleme ile edindiğiniz verileri konuştuğunuz kişiye aktarmak. Bir tür geri bildirim.

Karşınızdaki “Hah! Evet!” ya da “Aynen!” diyorsa başardınız demektir. Bu da kendi kendinize öğrenebileceğiniz ve geliştirebileceğiniz bir şey. İlk başta çok bariz hatta gereksiz geri bildirimlerde bulunabilirsiniz:

+ Evde kaydettiğimiz demoda gitar gümbür gümbür geliyordu.
– Yani bu yeni kayıtta gitarı zayıf buluyorsun.
+ … [cırcırböcekleri]

Ama Çok Boyutlu Dinleme ile birlikte Aktif Dinleme yeteneğinizi de geliştirdikçe “Aynen!” lafını daha çok duymaya başlayacaksınız:

+ Evde kaydettiğimiz demoda gitar gümbür gümbür geliyordu.
– E bunda da öyle yapalım o zaman?
+ Aynen!

Ben Dili ve Sen Dili

Berklee’de gitar virtüözü olan bir hocam vardı. Her hafta grubuyla birlikte bir mekânda sahneye çıkıyordu. Bir keresinde hasta, keyifsiz, enerjisi düşük bir halde çıkmış sahneye. Sahnede de binbir aksilik olmuş. Tüm grubun enerjisi düşmüş ve kendi standartlarının çok altında çalmışlar. Program bittikten sonra yanına bir adam gelip büyük bir heyecanla elini sıkmış ve şuna benzer şeyler söylemiş:

+ Tebrik ederim! Bayıldım! Ben sizin …’ta yaşayan bir hayranınızım. Bütün CD’leriniz var bende. Buraya gelip bir konserinizi dinlemeyi çok istiyordum, sonunda oldu! Çok heyecanlıyım. Şu CD’ye bir imza alabilir miyim?

Hoca da tüm dürüstlüğü ve samimiyetiyle içini dökmeye başlamış, üç aşağı beş yukarı şu sözlerle:

– Yahu yok neresi harika bunun? Bu akşam resmen berbat çaldık. Sen bizi geçen hafta dinlemeliydin. Bugün benim migrenim tuttu, basçı kız arkadaşıyla kavga etti, Mars’la Jüpiter dik açı yaptı…

Derken her cümlede karşısındaki adamın yüzünün biraz daha karardığını görmüş ve geç de olsa farketmiş ki aslında adam çok mutlu, heyecanlı, özel bir an yaşıyordu ve kendisi o anı aldı adamın elinden.

Burada da ters giden şeyin ne olduğunu gördünüz ama yine de açalım. Adam “ben dili” kullanıyordu. Kurduğu cümlelerin tümünün konusu hoca olmakla birlikte, özne kendisiydi. Hoca ne yaptı? O da ben dili kullandı. Yani “hayır senden bahsetmeyelim, benden bahsedelim” çekişmesi. Hayranının hevesini kursağında bırakmış oldu.

“Kafam kırıldı” deseniz “O da birşey mi? Bak geçen gün BENİM başıma ne geldi!” diyen insan tipini mutlaka bilirsiniz. Onlardan olmayın. Karşınızdaki kendinden bahsediyorsa bırakın konuşma o yöne doğru aksın. Tekrar bizim sektöre dönelim:

+ Bu reklamda ürünün teknolojik yeniliklerini ön plana çıkaracak çağdaş, elektronik bir sound istiyoruz.
– Elektronik müzik için Ableton kullanıyorum, Massive aldım, Sylenth indirdim, Traktor XYZ, rewire var, soğan var, patates var…
+ … [cırcırböcekleri]

Empatik Konuşma

Evet bunu da ben uydurdum (galiba). Tamam çok güzel karşımızdakini dinledik, anladık, anladığımızı hissettirdik, şimdi konuşma zamanı.

Doktora gittiğinizde sizi Latince terimlere boğsa hoşunuza gider mi? (Bazılarının gidiyor gerçi ama siz gitmez deyin, beni üzmeyin) Siz de karşınızdakini kendi alanınızın terimleriyle boğmayın. Cırcırböcekleri sarmasın her yeri.

Düzeltilmesi gereken hususlar varsa bunları dile getirirken diplomatik davranın. Talkback düğmesine basıp “Detoneler var! Bu kaydı bir daha alalım!” dediğinizde performansı bozulmayacak vokalist sayılıdır.

Uygun yerlerde “biz dili”ni kullanın. Bu, yaptığınız işin bir takım çalışması olduğunu bildiğinizi gösterir. Müzik endüstrisi gibi egoların yüksek olduğu ortamlarda insanları rahatlatır. Örnek:

+ Yeni ürünümüzü tanıtmak için bir reklam kampanyası başlatıyoruz. Bunun için müzik arayışı içindeyiz.
– Hedef kitlemizin demografik yapısı nedir?
+ Sorduğunuza sevindim. Şimdi, hedef kitlemiz … (Tebrikler! Siz de artık “biz”e dahil oldunuz!)

Fakat henüz o takımın bir parçası olduğunuz kesinleşmeden biz dilini kullanmak bazen pişkin bir oldu-bitti havası yaratabilir ve ters tepebilir, özellikle de hassas mevzularda:

+ Yeni ürünümüzü tanıtmak için bir reklam kampanyası başlatıyoruz. Bunun için müzik arayışı içindeyiz.
– Bütçemiz nedir?
+ … [cırcırböcekleri]

Benden şimdilik bu kadar! Siz ne dersiniz? Yorumlarınız? Gözlemleriniz? Deneyimleriniz?

 

Berklee College of Music mezunu olan Doruk Somunkıran, çalışmalarını İstanbul'da sürdürmektedir. Steinberg ve Avid firmalarının sertifikalı eğitmenidir.
Paylaş

8 YORUMLAR

  1. Kaleminize sağlık Hocam. Belirtmeliyim ki size olan saygım her seferinde bir kaç kat artıyor. Yazım üslubunuz ve yaklaşımınız fazlasıyla hoş. Saygılar. Takipteyim!

  2. Faydalı bir yazı.Başlığı;müzik ile kısıtlandırmamak gerekirdi diye düşünüyorum.Yazıyı okurken sanki karşıma Doruk abim geçmiş de anlatıyor hissi yarattı.Sanırım ‘Sesten Müziğe’ belgeselinin hatırası 🙂

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here