İş Dünyasından Derlenmiş Zor İnsan Tiplemeleri

8

Örnekler müzik sektöründen. Ama tiplemeler evrensel. Bugüne kadar hayat bazılarını karşınıza çıkarmadıysa öyle hemen sevinmeyin. Yakında karşınıza çıkarlar. Çünkü heryerdeler. Üzgünüm!

Terminoloji Terminatörleri

Müzikle ticari olarak ilgilenen insanlar (jingle, reklam müziği, dizi/film müziği yapanlar), kariyerlerinin başlangıcında, müzik bilgisi olmayan insanlarla müziğin nasıl konuşulacağını öğrenirler. Günlük konuşmada kullanılan “sert/yumuşak, sakin/hareketli, coşkulu/duygusal” gibi parametreleri müzik diline nasıl tercüme edeceklerini zaman içerisinde pekiştirirler. İşin en kritik noktalarından biri zaten bu tercümeyi doğru yapabilmektir.

Bu noktada işin içine Terminoloji Terminatörü (TT) girer ve herkesin kafasını karıştırır. TT aslında iyi bir müzik dinleyicisidir. Tek bir tarza bağlı kalmaz, farklı tarzlarda hoşuna giden müziklere her daim açıktır. mp3 çalarında Beethoven da vardır Bergen de. Gençlik yıllarında gitara merak sarmış, bir hayli de parça çalmayı öğrenmiş ama sonra iş-güç derken bırakmıştır, kim böyle şeylere zaman ayırabiliyordur ki zaten. Ama oğluna düzenli flüt dersleri aldırmaktadır. Herneyse…

TT konuşmasını müzik terminolojisiyle süslemeye bayılır. Bu onu bir zamanlar müzikle haşır neşir olduğu, kumsalda gitar çaldığı gençlik günlerinin tasasız mutluluğuna götürmektedir çünkü… Fakat derken bir gün…

TT: Ama bu olmamış, hiç olmamış. Ben böyle birşey istemedim ki…
Müzisyen: Ama son konuşmamızda daha tempolu birşey istediğinizi söylemiştiniz?
TT: Evet?
M: İşte ben de müziği daha tempolu yaptım, tempoyu artırdım.
TT: İstediğim bu değildi ki benim, bu daha hızlı olmuş, ne o öyle koşar gibi!
M: Ama tempo…
TT: Evet tempo, tempolu olmalı, böyle davullar, bateriler falan.
M: …

Bu da benim bizzat yaşadığım bir konuşma:

TT: Orkestral birşey var kafamda, senfonik…
Ben: Bir örnek verebilir misiniz?
TT: Bryan Adams gibi mesela.
Ben: Hmm, peki.

Başetme Yöntemi: Herkes aksi kanıtlanana dek TT’dir. O nedenle müşterinin telaffuz ettiği her türlü müzik terimini (tempo, dinamik, kadans, (Allah göstermesin) kreşendo, soprano ve allegrio con risotto) sorgulamak ve tam olarak ne istediğini öğrenmek gerekir. Aynı şey müzik teknolojisine ilişkin terminolojide de geçerlidir (eko, volüm, bas/tiz, (ve özellikle) desibel gibi).

Torpilciler

“Kızımın/karımın/kız arkadaşımın sesi çok güzel, şarkıyı ona söyletelim” neşeli önermesiyle kendilerini hemen ele verirler. Muhtemelen sözkonusu diva ile yakın geçmişte aralarında yaşanan kişisel bir sorunu tatlıya bağlamak ve onun gönlünü almak gibi bir kaygıyla hareket ediyorlardır. Ya da o diva’nın yetenekli olduğuna kendilerini gerçekten inandırmışlardır ki, bu durumda (bir diğer başlık altında incelediğimiz) Egocan’larla uzaktan akraba olduklarını söyleyebiliriz (bkz. yansıtılmış ego). Her iki durumda da kesin olan tek şey varsa, bu işi kabul etmeniz halinde profesyonellik düzeyinin yerlerde sürüneceğidir. Üstelik öyle çok ender rastlanan bir durum da değil, gayet yüksek rating alan tv programlarının müziklerinde dahi görülmüş bir durum bu.

Tevekkül moduna girip “denemekten zarar gelmez, belki kızın sesi gerçekten iyidir” diyebilirsiniz. O da bir ihtimal tabii, sonuçta bu ülkede her yıl ortalama 40 kişi Milli Piyango’dan zengin olmakta. Size de çıkabilir. Ama çıkmazsa, o berbat performansı düzeltmek için harcayacağınız uzun saatler sizi bekleyecektir. Ve hiçbir edit, melodyne yahut auto-tune, o diva’nın anlaşılmaz diksiyonunu ya da söylediği sözcüklere anlam veremeyen donuk performansını kurtarmaya yetmeyecektir.

Başetme Yöntemi: Torpilci kararlıdır, çünkü başka cephelerde köşeye sıkışmıştır ve bu onun çıkış yoludur. Onu ikna edemezsiniz. Onun yerine diva’ya çalışın. “Bir deneyelim” deyip stüdyoya getirin. Ses kayıt stüdyoları benim diyen şarkıcıyı bile geren ortamlardır, bir kerecik olsun bunu avantajınıza çevirin: Diva’yı iyice gerin ve gevşemesi için yardımcı olmayın. “Ben bu işi yapamıycam ühühü” diye koşarak kaçana dek tepesinde boza pişirin. Sonra “denedik olmadı” deyip kendi istediğiniz şarkıcıyı getirin ve işi onunla tamamlayın. Belki kalpsizce görünecek ama en iyi çözüm bu; sonuçta hem projeyi kurtarmış, hem de diva’ya ve Torpilci’ye uzun vadede iyilik yapmış oluyorsunuz.

Bir Bilene Soranlar

Bu gruptaki insanların tanıdığı, güvendiği, “bu işlerden çok iyi anlayan” bir kişi vardır. Bu bilirkişi sizin yaptığınız herşey hakkında ileri geri ahkam keser, eleştirir. Fakat her ne hikmetse elini taşın altına sokup birşey yapmaz. Bilirkişiyi asla behemahal karşınızda görmezsiniz, ama hayaleti projenizin üzerinden hiç eksik olmaz. Esasen, George Orwell’in Büyük Birader karakterinde olduğu gibi, her işinizi gözetleyip burnunu sokan bu elemanın gerçekte varolup olmadığından dahi emin olamazsınız. Belki de sadece müşterinin hayalinde ve “valla biz yaptığınız müziği beğendik ama Orhan yeterince çarpıcı bulmadı” türünden ifadelerinde can bulmaktadır.

Başetme Yöntemi: Çocukluğunuzdan hatırlayacaksınız, mahallede bir çocuk olur hani. Tatsız durumlarda özneyi kendinden iteleyip hayali arkadaşı tavşan kulaklı tüftüf’e kaydırır ve “tüftüf burayı sevmedi, gitmemizi istiyor” der. İşte o çocukla konuşuyormuş gibi davranın, nazik olun: “Peki tüftüf müziği daha çarpıcı hale getirmek için ne yapmamızı öneriyor?”

Yüzü Gülmezler

Ömürlerini az önce limon yalamış gibi bir yüz ifadesiyle ortalıkta dolaşarak geçirirler. Gastrit gibi elde olmayan durumları tenzih ederek, bu yüz ifadesinin iki alt mesajı vardır: 1) Tüm kainatın varlık sebebi bu insanları mutlu etmektir, 2) Tüm kainat bu temel görevini çok ama çok ihmal etmektedir. Etraftaki herkes aptal ve yetersizdir, ortaya çıkan işler yüzkarasıdır.

Bu gruptakilerin gücü ve yetkisi arttıkça şikayetleri de artar, ve etraflarında onları memnun etmek için çırpınan insanlar, bu çabalarıyla sadece Yüzü Gülmezlerin beğenmeme reflekslerini beslediklerinin farkına çok geç varırlar.

Başetme Yöntemi: Duyacağınız en güzel sözün “ne yapalım, bu da olmadı ama artık idare etmek zorundayız” olacağını peşinen kabul ederseniz bu insanlarla çalışabilir, hatta uzun vadeli iş ilişkileri dahi kurabilirsiniz. Yani durum sizin kendi beklentilerinizi (ve standartlarınızı) ne kadar aşağı çekeceğinize bağlı.

Hydra

Yunan mitolojisindeki bu çok başlı canavarın çağdaş iş hayatındaki enkarnasyonu “her kafadan bir sesin çıktığı şirket”tir. İşi A ile konuşursunuz, sonra B devreye girer ve bambaşka şeyler söyler, tam onların ikisini uzlaştıran bir çözüm üretirsiniz ki C çıkar ve hiçbir şey eskisi gibi olmaz. C’yi memnun edecek bir çözüm bulsanız bile, artık bilirsiniz ki, D, bir sonraki hamlenizi ekarte etmek için köşede beklemektedir.

Başetme Yöntemi: Efsaneye göre Heracles, Hydra’ya kılıcı ile girişmiş, fakat kestiği her başın yerine canavardan iki yeni baş çıktığını görmüştür. İş hayatındaki Hydra’lar da maalesef böyle. Heracles gibi bir elinizde meşale, diğer elinizde altın bir kılıç, arkanızda Athena gibi bir savaş tanrıçası yoksa bu işe hiç kalkışmayın derim.

Egocan’lar

Spotlar onların üzerinde olmadığı zaman sinirden olduğu yerde zıplayan insanlar. Öznesi “ben” olmayan cümle kurmazlar pek; örneğin: “Bugün hava çok güzel” boş gelir de “bayılırım ben böyle havalara” derler. “Çok iyi bir müzisyensin” değildir de “çalışmalarını başarılı buluyorum”dur. Şu veya bu şekilde egolarını parlattığınız sürece sizden iyisi yoktur. Bunu keşfeden ve kullanan bir kısım insan bunların çevresini sarmış olacağı için, aynı tıynette değilseniz bu insanlarla çalışma olasılığınız düşüktür.

Başetme Yöntemi: Değmez, uzak durun derim.

Bilemeyenler

“Sen buna bir bak, bakalım aklına nasıl birşey gelecek, sonra oturur konuşuruz, bir de şey zaten, şey var, pardon, öbür hat çalıyor cevaplamam lazım, sen bak işte, hadi baaay” gibi bir brief‘le şıp diye tanıyabileceğiniz insan grubudur. Bu ucu açık yetkilendirme ilk bakışta sanki size geniş sanatsal özgürlükler sunuyormuş gibi görünse de, esasen yaptığınız, karanlıkta hareketli bir hedefe ateş etmekten farksızdır. Zira ortaya çıkardığınız çalışmayı götürüp dinlettiğinizde alacağınız cevap “ama ben böyle birşey istememiştim ki” olacaktır (sizi peşinen korkutup kaçırmamaya özel bir özen gösteriyorsa nazik davranıp “bu da çok güzel olmuş, ama benim aklımda daha farklı birşey var” da diyebilir. İkisi aynı şey).

Hafiften diklenip “peki nedir tam olarak sizin istediğiniz şey?” diye sormanın herhangi bir yararı yoktur. Sorular Bilemeyen’i kızdırır, kendini köşeye sıkışmış gibi hissettirir. Onu bir konuya odaklanmaya ve kendisini ifade etmeye zorlamaktasınızdır ki, bunu yapacak olsa ilk başta yapacaktır zaten. Daha da üzerine giderseniz yapacağı şey, işveren kartını oynayıp “Müzisyen olan sensin, bu kararları benim adıma vermen için sana para veriyorum” demektir.

Bilemeyen’ler, saatlerce konuşup tek bir niteleme sıfatı dahi kullanmamak gibi doğuştan gelen bir yeteneğe sahiptirler. Bu yüzden ne kadar zorlarsanız zorlayın, yapılacak işe dair dişe dokunur bir bilgi alamazsınız.

Başetme Yöntemi: Bilemeyen’e çeşitli örnekler dinletip “bunlardan hangisi sizin aklınızdakini daha iyi yansıtıyor?” diye sormak, ve taraflardan her ikisinin de zamanı, sabrı ve ruh sağlığı el verdiği ölçüde genel örneklerden spesifik örneklere giderek yanılma marjını daraltmak kimi çalışmalarda başarılı sonuçlar vermiştir.

Berklee College of Music mezunu olan Doruk Somunkıran, çalışmalarını İstanbul'da sürdürmektedir. Steinberg ve Avid firmalarının sertifikalı eğitmenidir.
Paylaş

8 YORUMLAR

  1. Yazın o kadar güzel ki, müzik kariyeri yapmak isteyen herkese ders olarak okutulmalı, pratik olarak sahnelenip egzersiz yaptırtılmalı.

    Bookmark. Bookmark. Copy/Paste. Save As. delicious. Re-tweet.

    • Teşekkürler İlter 🙂 Özellikle sahneleyip egzersiz yaptırma fikrine bayıldım. Hocalık yaptığım dönemde “zor müşteri” rolünü oynayıp öğrencilerime iş görüşmesi simülasyonu yaptırıyordum, böylece yukarıdaki senaryoların çoğunu önceden yaşayıp ilk şoku atlatmış oluyorlardı…

  2. Doruk cum…Super ozetlemişsin..Başetme reçetelerin de harika…İlter arkadaşın dediği gb yapıyor ve oğluma yonlendırıyorum hemen…herşeye rağmen sene de bir rehabilitasyon şart….kendine dikkat et kardeşim…

  3. Hocam müthişsiniz!!! Bilgi paylaşımınız ve yazım üslubunuzla sizinle dersteymişiz gibi hissettim gerçekten teşekkürler: ))

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here